Dolunay Güzeli
7/2/2009 -Kategori: Hikâyeler
Dolunay Güzeli
Ey galu beladan gelen ve cennetin
sonsuzluğuna gidecek olan çocuk
Ey taa en berilerden gelen ve
taa en ötelere gidecek olan çocuk
Ey nazreti yusuf güzeli ve sesi erkeksi
Gül yaprakları tartan terazilerde
tarttım senin dengeliliğini
Ya yukarı hafif çekti ibre
Ya aşağı ağır kaydı ibre
Tartıya şahit bülbüller
güllere küstüler
Gül dallarını vedasızca terkettiler
Senin başaklar gibi sarı saçlarına kondular
Bülbüllere şahit başaklar cezbeye durdular
Çileden arınmış masum dervişler gibi,
Semaha durdular semanın altında
Ve toprak titredi aşktan
Taa buzullar eridi Anadolu toprağının aşkından
Arzdır, aşkın lv katmanlarını hapseder derinliğinde
Şehvet tüketiminden kurumuş Batı’ya
Lav sunar, ateş korları sunar, aşk sunar
Tütsülenir batılının donuk bakan gözleri
Ey sarı saçlarında bülbüllerin yuva yaptığı çocuk
Batılının hayranlığı sanadır, fakat bilmezler ki
Safkan Anadoluluğunadır
Çünkü Anadolu;
Aşkın som altından saflığıdır
Saf aşkları yitiren ülkelerin
Çoçuklarının da gözleri donuktur,
renklidir fakat donuktur
Senin renkli gözlerindeki renk ahenkleri
renk ışıltılarını sorarlar sana
De ki, ben Anadolu’yum
Toprağım ve tohumum da Anadolu
Ben saf aşkın
sırf aşkın
Safkan aşkın çocuğuyum
Yani ben
Türk aşkının çocuğuyum
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kürtçe
15/12/2008
Televizyonda Kürtçe alt yazılı diziler yayınlanacakmış. Hem de altyazılı olarak üç ayrı kürt lehçesi ile. Bu haberi duyunca iliklerime kadar ürperdim. Bahsettiğim televizyon bir devlet televizyonu olmasa, artsilik yapıyorlar deyip geçeceğim ama öyle değil.
Bir devletin çöktüğünü gösteren bir tek hadise yoktur. Bir çok hadise vardır: Yeteneksiz yöneticiler, ilkesiz yönetimler, cahil ilim adamları, beceriksiz gazeteciler,bir kısım aptal vatandaşların aptallıklarına bağlı olarak yaptıkları aklı evvellikler, yani geri zekalılıklar vs... vs...
TRT’nin haberleri arasında yer alan Kürtçe Dizi haberine duyunca içim ürperdi dedim ya aslında içim bir daha ürperdi demem lazımdı. Yapılan geri zekalılık mı desem, komedimi desem, şaka mı desem bilemediğim bu yeni durum karşısında nasıl bir tavır alacağını da kestiremiyor insan.
Yahu insan Allahtan korkmuyorsa kuldan utanır. Ondan da utanmasa işgal ettiği mevkinin hakkını vermek gibi bir gayretin peşinde olmaya çalışır. Kürt halkının yüzde kaçı Kürtçe okuma yazma bilir? Memleketin resmi dili olan Türkçeyi bile bütün dayatmalara rağmen okuyup yazmayı öğretemediğin, yıllarca kuru sıkı bir milliyetçilikle (ırkçılık anlamında söylüyorum) kendi ana dillerini öğrenmelerini engellediğin insanlara güya lütufta bulunmak gibi bir komediyi işlemekten bu devlet ne zaman utanacak, geri duracak bilmiyorum.
Kürtlere okumasını ve yazmasını bilmedikleri dillerinde alt yazılı filmler seyrettirip her halde büyük bir sorunu çözeceklerine inanıyor bizim siyaset monşerlerimiz.
Sadece bu bile bizde yönetici kadroların nasıl hödük olduklarını ve işgal ettikleri makamların haklarını veremediklerini, daha ciddi bir tabirle liyakatsiz olduklarını anlamak için yeterlidir. Muhtemeldir ki bu ahmaklığın içinde ana dillerini öğrenmemiş olan Kürtler bile yer alıyor.
Devlete bir öneride bulunmak hakkım var mıdır bilmiyorum ama var olduğunu sayaarak şöyle bir teklifte bulumak istiyorum:
Kürtlere Kürtçe alt yazılı diziler yapma şunu yap:
Önce Türkiye Cumhuriyeti olarak bir Kürt enstitüsü aç. Burada üç yıl beş yıl Kürtçe araştırmalar yaptırt. Sonra bu çalışmalar eşliğine lehçeleri de dahil olmak üzere Kürtçenin en çok konuşulan lehçesini esas almak kaydıyla bunu ilk ve orta öğretimde Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde bütün Kürt çocuklarına mecburi, isterlerse Türk çocuklarına seçmeli olarak, Kürtlerin az olduğu bölgelerde onlar için özel sınıflar hazırlayarak yine aynı şekilde Kürt olanlar için mecburi, olmayanlar için seçmeli ders olarak okutulmasını müfredatına koy. Buna paralel olarak daha önce kurulan enstitüyü bir Kürt Filoloji Fakültesine çevir. (Kısaltmasını da KFF yapabilirsin.) Bu fakülteleri doğudaki üniversitelere zorunlu kıl. Büyük şehirlerdeki (İstanbul, Ankara, İzmir gibi) üniversitelerde de bu fakültelerin kurulmasını şart koş, diğerlerini serbest bırak. Ondan sonra oradan çıkanlar Kürtçe dizi mi yaparlar, gazete mi çıkarırlar, ne yapmak istiyorlarsa kendilerine bırak. En sonra da Anayasana mı olur, başka bir yasaya mı olur, oraya şöyle bir madde ekle: Türkiye Cumhuriyet’inin Resmi Dili Türkçedir. İkinci ve resmi olmayan dili ise Kürtçedir. İsteyen istediği yerde konuşur. Resmi dairelerde memur kürtçe biliyorsa derdini hangi dilde anlatırsa anlatsın, evrakları Türkçe düzenlersin, mesele kalmaz. Böylece memleketin büyük bir çoğunluğu iki dilde yetişmiş olur. Onlara sonra bir de yabancı dil öğrenme mecburiyeti zaten var olduğundan bir de yabancı dil öğretirsin, kültürünü zenginleştirmiş olursun.
Bu sana hepi topu üç beş seneye ve üç beş milyara mal olur ama buna karşılık bir sürü lüzümsuzun ve kürt ırkçılığı yapanların ağzını da tıkamış olursun.
Başın selamete kavuşur, daha ne istiyorsun ey devlet!
Aslında daha ileriye götürebilirim teklifimi ama başıma bir iş açarsın diye korkuyorum.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Avrupalı Olmamak Serefi
20/11/2008 -Kategori: Makaleler
Necip Fazıl Avrupalı olmamayı bir şeref kabul eder. Onun bu kabulünü aynen alıyorum ve onaylıyorum. Avrupalı olmamak şerefi Avrupalı olmayan herkese yeter.
Neden mi?
Yeryüzü tarih boyunca ve şu anda Avrupa medeniyeti kadar sefil, Avrupa medeniyeti kadar insanın yaratılışına yabancı, Avrupa medeniyeti kadar insanı mutsuz eden, Avrupa medeniyeti kadar insana zulmeden, onun ruhuna taşınılmaz ağırlıklar yükleyen bir başka medeniyete tanıklık etmiş midir acaba?
Çinlilerin insanlara uyguladıkları işkenceler hepimizin malumu. Fakat Çin'in o akıl almaz işkence teknikleri bile insanın ruh dünyasına sirayet etmekten uzak kalmıştır .
İnsanoğlunun fıtratına ters düşen ne kadar iş varsa Avrupa medeniyetinde baş tacı edilmiştir. Erkek tanımsızdır Avrupa medeniyetinde; kadın tanımsızdır ve erkekle yanyana koyularak- erkeğe nispet edilerek tanımlanmak istenmiştir. Bu yüzden de yalnızca cinselliğiyle iş yapar bir mevkiye düşürülmüştür. Kısacası insan tanımsızdır, varlık tanımsızdır, eşya tanımsızdır, hadisat tanımsızdır. Hırslarına esir edilen insanların medeniyeti olmaktan başka bir anlayış geliştirememiştir medeniyet adına. Hukukları budur, iktisatları budur. Tarihte kendilerinden başkası yoktur. Tarihin oluşumunda eksen yalnızca
kendilerini görürler. Kurdukları geçim sistemi, ki adına ekonomi diyorlar, insanların birbirlerine karşı en acımasız yöntemlerle saldırmaları ndan başka bir şey değildir. Bu halin adına da rekabet diyorlar.
Tarihte dünyayı fesada veren Çinliler midir? Moğollar mıdır? Türkler midir? Araplar mıdır? Yoksa Avrupalılar mıdır? İki DÜNYA SAVAŞI’nın kahramanları Avrupa medeniyetinin çocukları değil midir?
«İnsan insanın kurdudur» diyen bir mantık, hayatı bu felsefe üzerine inşa eden, kendilerine hayat hakkı bulmak için başkalarına hayat hakkı tanımamayı ilke edinen bir topluluk ve bu topluluğun oluşturduğu medeniyet... Avrupa budur.
Avrupa kendinden başkasını da insan saysaydı, başka medeniyetlere ve o medeniyetlerin insanlarına reva gördüğü bu kadar işi yapar mıydı? Yapabilir miydi? Vicdanı bunları yapmaya elverir miydi?
Egoist ve kendinden başkasını yalnızca kendi menfaatleri mevzubahis olduğu müddetçe hesaba katan bu medeniyetten ve onun insanı ndan insanlık medet umabilir mi?
Bu hali göz önüne getirin ve bizdeki ahmakların ağzı açık batı hayranlığı yapmalarının ne kadar vahim olduğunu anlayın.
Avrupa'da insanlık lehine ortaya çıkan, eğer başkalarından araklamadı ysa, ne bir bilgi, ne bir felsefe ekolü, ne bir iktisat teorisi, ne bir teknolojik atılım, ne bir tarihi yargı, ne bir sosyolojik değerlendirme vardır. Olanların hepsi palavradır. Sıradan bir kozmoloji, basit bir ontoloji ve düzmece bir epistemoloji eşliğinde işi el çabukluğu marifetiyle halletmek batının en büyük maharetidir.
İşte bu yüzden batıdan, batı insanından ve onun medeniyetinden, ilminden -yani ilimsizliğinden-, irfanından -yani irfansızlığından topyekûn tiksiniyorum ve Avrupalı olmamakla şeref duyuyorum.
Yeryüzündeki bütün mutsuzlukların kaynağı olan bu medeniyete iliklerime kadar düşmanım.
"Ey düşmanım, sen benim ifâdem ve hızımsın
Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lâzımsın." (NFK)